Karaciğer, karın boşluğunun sağ üst bölümünde, diyaframın altında, mide ve bağırsakların üstünde yer alan, vücudun en büyük organıdır.
Karaciğer, vücuda girmiş birçok ilaçların olumsuz etkilerini ve zararlı kimyasalların meydana getirdiği toksik etkiyi azaltır veya ortadan kaldırır. Kandaki besin maddelerini (özellikle glikozu) depolar ya da işler. Protein, karbonhidrat ve yağların metabolizmasında birçok önemli fonksiyonu yerine getirdiği gibi saymakla bitmeyecek daha birçok faydası vardır. Fakat karaciğer, biyokimyasal ve fizyolojik yönden çeşitli ilaçlara ve özellikle toksik maddelere maruz kalan bir organdır. Bununla birlikte mikrobik, metabolik, neoplastik ve dolaşımsal hastalıklar da karaciğeri büyük oranda etkilemektedir.
Yapılmış çalışmalarda glutatyonun, oksidan strese karşı dokuların savunmasını desteklediği, yapısında bulunan serbest tiyol grupları ile de direkt antioksidan etki gösterdiği ve karaciğeri doğrudan koruduğu kanıtlanmıştır. Başka bir deneysel bulgular sonucunda da toksik maddelerden dolayı oluşan karaciğer hasarlarında dokudaki glutatyon miktarının azaldığı görülmüştür. Vücutta doğal yollardan üretilen glutatyonun seviyesi, yaşam koşullarının olumsuz etkilerinden dolayı düştüğü hesaplandığında vücudun savunma mekanizmasının yeterli çalışmadığı ve hastalıklara kolay yakalanıldığı görülmüştür. Çözüm ve önlem olarak, glutatyon ve onunla birlikte ön maddelerinin dışarıdan IV yol ile kullanılması sonucunda toksikasyon ve hastalıklarda azalmanın meydana geldiği görülmüştür.
Glutatyon, hücrenin okside-redüksiyon dengesinde önemli bir rol oynar. Hücreden toksik metabolitleri uzaklaştırır ve hücrelerdeki sülfhidril grubunun (kükürt ve hidrojen atomunun) devamlılığını sağlar. Böylelikle karaciğerin korunmasında önemli bir role sahiptir.